8.09.2008

Mağduriyetin Yolu Müdüriyete Gider

Sosyologlar ve deneyimli siyasetçilerin tecrübeleri ile sabittir ki, “Türk Halkı siyasette her zaman mağdurun yanındadır.”

Bu mağdur; ister zamanında silahlı eylemlere karışmış bir militan, isterse memleketi kamplara bölmüş bir Başbakan, isterse halkın parasını iç etmiş bir Belediye Başkanı olsun… Tepki hiç değişmez. Türk halkı mağdurun yanında… Hele bu mağdur mağduriyetini vatandaşlarımıza iyi pazarlayabilirse yanına alacağı vatandaş kitlesi de o kadar fazla olur.

İnsanlarımız geçmişte yapılan hataların ve kendine yapılan haksızlıkların üzerine sünger çeker, mağdur pozisyonunda olanın yardımına koşar.

Bu sefer de öyle olacak…

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Adalet ve Kalkınma Partisi için kapatmak, bazı AK Partili siyasetçiler için siyaseten yasak getirmek için dava açtı ya, bakın bundan sonraki kamuoyu yoklamalarına kim öne geçti? Bunları bir tarafa bırakın 22 temmuz seçimlerinde %47 oy alan AK Parti hemen bir ay içinde yeni bir seçim yapılsa acaba oyların % kaçını alır?

Vatandaşımız öyle ilimi-bilimi takmaz. Böyle kapatma davalarının iddianamesi, gerekçeleri onu kesmez. Tarafsız gözle olayı değerlendirmek isteyen veya AK Partinin kapatılmasına taraftar olanlardan bile acaba kaç kişi “Kapatma” davasına esas olan iddianameyi okudu? Ben söyleyeyim. Toplasan bir elin parmaklarını geçmez. Bunun yanında AKP taraftarı olup da iddianameyi bir hukukçu gözlüğü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut yasalarını göz önüne alarak değerlendiren insan var mı?

İşimiz, varsa yoksa olayları ideolojik bakış açımızdan yorumlamak ve sığ polemikler yapmak.

Kapatma davasını laik ve Atatürkçü bakış açısıyla değerlendirmeye çalışanların tamamı, iddianamede ne yazıldığını umuruna takmadan şiddetle AKP kapatılsın; bunlara karşı bakış açısıyla değerlendirenler ise “bu ne biçim memleket kardeşim, ağız tadıyla bir siyaset yapıp, ideolojimize ve siyasi hedeflerimize ulaşmak için idari düzenlemeler yapamayacak mıyız,fikirlerimizi söyleyemeyecek miyiz” diyerek AKP devam etsin diyor.

İyi de kardeşim, bir okuyun bakalım iddianameyi. Koskoca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu davayı AKP’ye siyasi husumeti olduğu için mi açtı, yoksa hukuki gerekçeler oluştuğu için mi? Aynısı DTP’ye yapılırken hukuki oluyor da, AKP’ye yapılırken niye hukuki olamayıp, siyasi oluyor…

Eğer iddianamede yer alan hususlar davayı açmak için eksik bulunursa zaten Anayasa Mahkemesi kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir, olayın siyasi yönü o zaman anlaşılır. Ortada olağanüstü dönemlere özgü tarafsızlığından kuşku duyacağımız bir mahkeme yok ki… Bekleyelim Anayasa Mahkemesi’nin kararını, ondan sonra kavgaya devam edelim.

Yalnız inkar edilemez bir gerçek var: Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan bu yana hiç bu kadar siyasileştirilmemişti. Bir tek Cumhuriyetin kuruluş yıllarında rejimi korumak ve ayakta tutarak; monarşiden Cumhuriyete geçişi sağlayabilmek için devlet kademeleri Cumhuriyetçi olarak siyasi davranmak zorundaydı.

Görüldüğü kadarıyla, hükümetlerce temsil edilen siyasi görüşlerden bağımsız ayrı bir varlık olarak tarafsız olmak zorunda olan devletin büyük bir bölümü şu anda AKP’nin parti kolları gibi çalışmaktadır. Devleti temsil etmesi gereken amirler, müdürler tarafsızlığını kaybetmiş ve AKP’nin siyasetçileri gibi çalışmakta. Bir tek Silahlı Kuvvetlerimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin devlet olma sorumluluğuna yakışır bir vakarla davranmaktadır. O’nu da yıpratmak için içinde bazı resmi devlet kurumlarının da olduğu siyasi komplolar üretilmekte ve Ordumuza karşı psikolojik bir savaş yürütülmektedir.

Bütün bunlara rağmen, yaratılan mağduriyet görüntüsüyle AKP’nin hiç olamadığı şekilde kamuoyu desteğe kavuştuğunu inkar edemeyiz.

İGDAŞ skandalları, Bosna için toplanan paraların iç edilmesi şu anda vatandaşın unuttuğu hususlardır. Şu an mağduriyet rüzgarlarının estirilmesinde AKP’ye en büyük yardımı laik kesim yapmaktadır. Daha ortaya konan iddialar hukuki yönden kesinleştirilmeden laik kesim direkt olarak “AKP kapatılsın” diye bastırıyor. Böylece bu kesimdeki bazı saflarımız AKP’nin kapatılması ile şaşkoloza dönecek vatandaş oylarının kendi savundukları partiye kayacağını düşünüyor.

Kardeşim, hiçbir şeyden de ders alınmayacak mı? Demokrat Parti bir 1960’daki darbe ile kapatıldı ve patronu asıldı. Buna rağmen ilk genel seçimlerde halk kime iktidarı verdi. Bakınız Danıştay Başsavcısı olan gazeteci Emin Çölaşan’ın eşi Tansel Çölaşan son beyanatında, bir hukukçu olarak 1960 darbesini savunuyor ve diyor ki: “Kimse idam cezasını istemez ama o dönemde bunlar idam edildiğinde toplumsal bir coşku vardı.” Halkın kaçta kaçının bu coşkuya katıldığı idamları alkışladığı 1965 seçimlerinde ortaya çıkmadı mı? Menderes’i Türkiye’yi yoktan yere ABD’ye peşkeş çekmekten yargılayamadılar, etten püften don davası, bebek davası gibi konulardan yargılamaya çalıştılar. Neden? Yargılayanlar Amerikancı olursa, yargılama böyle kamera şakalarına döner.

Yapmayın, etmeyin...

Siyasi parti kapatma yerine; yasaları hiçe sayıp, vatandaşın ideolojik olarak ırzına geçen, Türkiye’yi kamplara bölen, insanımızın yararlanacağı kaynakları yabancılara peşkeş çeken, yıllarca bir bir emekle ayakta tutulan Cumhuriyetin değerlerini bir çırpıda yok etmeye çalışan siyasilerin yasal olarak icabına bakalım…


Sedat Onar

Hiç yorum yok: