Darbe savunuculuğu yapacak halimiz yok. Cumhuriyet sistemi içindeki arızaların yine demokratik usullerle giderilmesi taraftarıyız. İnsan haklarına, evrensel hukuka, demokratik teamüllere aykırı her türlü girişimi şiddetle reddediyoruz.
Ancak bu memleketin de bir gerçeği var. 27 Mayıs ve 12 Eylül Darbeleri, 12 Mart, 28 Şubat ve 27 Nisan muhtıralarının yanında veya karşısında olan geniş birer taraftar potansiyelini de inkar edemeyiz.
İnsanımızın büyük bir kısmı güvenliği ve huzuru için kişisel hak ve özgürlüklerinden vazgeçebilecek bir bakış açısına sahip. Çoluk-çocuğumun can güvenliği olsun da, yeter ki terör ve şiddet olmasın; ben bir takım haklarımdan vazgeçerim düşüncesi içinde. Sen, O’na istediğin kadar demokrasi teorilerinden, insan haklarının evrensel uygulamalarından, her şeyden önemlisi kendi kişisel özgürlüklerinden bahsetsen de vız gelir tırıs gider. Umurunda değildir.
Şimdi, bundan 30 yıl evvelki bakış açısına göre biri CHP’li, biri AP’li (gençler CHP’yi bilir de Süleyman Demirel’in yıllarca Genel Başkanlığını yaptığı Adalet Partisini bilmeyebilir) iki aileyi ele alalım. Bir AP’liye 27 Mayıs’ı, bir CHP’liye 12 Eylül’ü ve 12 Mart’ı sevdiremezsin. Oysa demokratik sistem içerisinde bütün müdahaleler anti demokratiktir. Kim yapılan müdahale ile baskıdan kurtulup, özgürlüklerini geri kazandıysa anti demokratik de olsa askeri müdahaleyi alkışlamıştır. Kim zarar gördüyse, yapılan müdahalenin düşmanı olmuştur. Demokrat kafa yapısına sahip bazı aydınlarımızın bir kısmı bile sırf kendince bir takım kazanımlar elde etti diye 27 Mayıs’ı savunmak zorunda kalmıştır. Nihayetinde askeri bir müdahaledir. Savunulacak bir yerinin olmaması gerekir. Ama O aydının ana-babası Demokrat Parti dönemindeki tahkikat komisyonları tezgahından geçmişse, O aydın Ordu’nun müdahalesini alkışlamıştır.
Bunun tam tersi de olmuştur. 12 Eylül’le birlikte bu işten en fazla zarar gören kesim sol olmuş, sağ nispeten serbest bir hareket alanı elde etmiştir. Ancak sağdan da BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu gibi zarar görenler dışında sağ kesimin büyük bir çoğunluğu tarafından zamanında askeri müdahale alkışlanmıştır. Milat’tan önce 4 binleri anlatmıyoruz. Bu toplumun içinde yaşayan bir birey olarak o zamanki genel havadan bahsediyoruz. Yoksa “Hatırla Sevgili” dizisindeki gibi tek bir kesimin bakış açısıyla olayları yargılamıyoruz.
Dediklerimizin ispatı da şudur: her iki darbeden önce iktidarda olan siyasi partilerin milyonlarca taraftarı vardı. Ancak 27 Mayıs’da Menderes asılırken, 12 Eylül’de de Ecevit Hamzakoy’a askerler arasında gönderilirken kimseden çıt çıkmadı. Hatta millet ertesi gün Milli Birlik Komitesinin veya Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin mitinglerinde elleri patlayana kadar yeni kralları alkışlıyordu.
O zaman bu gerçeği kabul edelim. İster vatandaşımızda demokrasi kültürü yok diyelim, ister vatandaşımız menfaatlerini ön planda tutuyor diyelim, bu ülkede askerin yönetiminden memnun olan bir kitleyi kimse inkar edemez…
Bizim derdimiz riyakar ve iki yüzlü davrananlarla.
Gençlerimizin bir fırsatı olsa da 12 Eylül döneminde yayınlanan gazetelerin arşiv nüshalarına bir göz atabilseler. Halen herhangi bir gazetede bir köşe kapmış, dolar üzerinden maaş alan ve 12 Eylül’e methiyeler düzenlerin büyük bir çoğunluğunun, şimdi darbe karşıtı söylemleri ile halkı kafalamaya çalıştığını görecektir.
Bu riyakarların diğer bir grubu var ki, anlatılmaya değer. Bunlar hela dışında her yerde ve her platformda akil adam muamelesi görmek için darbeye karşı olduğunu söylüyor.
Aynı adamlar yıllardır, darbe oluyor, darbe geliyor, darbe gidiyor laflarını söyleye söyleye ağızlarında tüy kalmadı. Bekledikleri darbe bir türlü gelmedi. Bunun yerine Silahlı Kuvvetlerin kendine yapılan aşağılık saldırılara internet ortamından verdiği cevapları bile e-muhtıra olarak kayıtlara girmesini sağladılar. Ancak bekledikleri darbe gelmedi. Gelmeyecek de. Bunun yerine darbe hayalleri üretmeye başladılar.
Dikkatinizi çekerim… Bu darbe laflarını bebek emziği gibi ağızlarından düşürmeyenler, darbe karşıtı olduklarını söyleyen kesim.
Daha önceden alışmışlardı. 20 yılda bir darbe, 10 yılda bir muhtıra geliyordu. Şimdi o da yok. Hayal kırıklıklarının hüsrana uğraması, bunları rahatsız ediyor. Yıllardır gazete köşelerinde, panellerde insanlarımızı Silahlı Kuvvetlerden soğutmak için verdikleri mücadelenin temel taşı olan darbe söylentileri bir türlü gerçekleşmedi. Bu arkadaşların tamamı şimdi eşekten düşmüş karpuz gibi ne yapacaklarını bilemiyorlar. İçlerinden “Aman Silahlı Kuvvetler bir darbe yapsa da dediklerimiz doğru çıksa, taraftarlarımız bizim ne kadar öngörülü aydınlar olduğumuzu tescil etse” beklentileri Ordumuzun çağdaş ve demokratik tutumu sayesinde havada kaldı. Taraftarlarına karşı sicilleri bozuldu.
Darbeye karşı durmaktan başka sermayeleri olmayan bu kesim şimdi hedef tahtasına bağımsızlıkçı düşünen, güçlü Türkiye’nin zengin ve müreffeh bir toplumla olması için mücadele eden Kuvvay-ı Milliyecileri koydu.
İşin kötü tarafı nedir, biliyor musunuz? Bu darbe özlemi ile yanıp tutuşanların tamamına yakını kendilerini demokrat sıfatına uygun görüyorlar. Bir darbe olsa el altından ilk işbirliği yapacak kitle de yine bunlar. Bunlara uyan bir fıkra ile kapatalım…
Erzurum'da Ermenilerin olduğu dönemde, kurban bayramı. Erzurumlular kurban kesiyorlar, bunu gören Ermeni’nin biri arkadaşına;
- Ben de kurban kesmek istiyorum, der.
- Olur mu saçmalama. Sen Müslüman değilsin, kurbanı niye keseceksin ki? diye karşı çıkar arkadaşı.
Tabi Ermeni kararlı, gidip bir inek satın alır ve eline bıçağı alıp ineğin başına gelir. Elindeki bıçakla ineği ve kendini kan revan içinde bırakır ama bir türlü ineğin canı çıkmaz. Bunun üzerine Ermeni’nin arkadaşı yanına gelip;
- Ya bu kadar işkence çekeceğine git şu karşıdaki Müslüman kahvesine bir tanesinden rica et gelip kessin, der.
Ermeni elinde bıçak üstü başı kan içinde kahveye girer.
- Bir Müslüman arıyorum, der.
Kahve halkından biri korkudan "Ca..ca..camiye gittiler, burada müslüman yok" der.
Adam camiye gelir ve içeri girip, " Müslümanlar buradaymış, öyle mi?" der. Cemaatte çıt yok. Sonunda dayanamayıp arkası dönük olan hocayı gösterirler. Ermeni hocanın karşısına dikilir; "Burada tek Müslüman sensin heralde". Hoca kanlı bıçağa bakar ve "Çim? Ben?... Bene Müslüman diyenin celmişini ceşmişini..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder