8.09.2008

Ekonomik Krizin Faturası Kiminmiş?

Ekonomik Krizin Faturası Kiminmiş?


Bugün bir iş vesilesiyle araçla seyahat ediyordum. Radyoyu açtım. O bölgede çeken tek radyo olan Kral FM’i dinlemeye başladım. Eğlenceli bir program vardı. Program formatına göre, dinleyiciler telefonda 30 saniye içinde şayet Başbakan olurlarsa, ülke için neler yapacaklarını söylüyorlardı.

Dinleyicilerden biri programa bağlandı. Sesindeki hiddet diğer katılımcılardan farklıydı. İlk önce inşaatlarda günlük yevmiye ile geçimini sağladığını söyledikten sonra; çok büyük bir ekonomik kriz olduğunu; bunun sebebinin de türban kararını iptal eden Anayasa Mahkemesinin 11 Yargıcı olduğunu; artık Türkiye’de seçimlere gerek olmadığını, zaten seçim yapılsa da Anayasa Mahkemesinin milletin iradesinin iktidarda olmasına müsaade etmeyeceğini vurguladı. En önemlisi de, halkın aç kalmasına neden olan bu yargıçların vebal altında olduğunu, bu yargıçların Atatürkçü olmalarından dolayı böyle bir felaketi istediklerini kalpten gelerek söyledi.

Belli ki söylediklerine inanıyordu. O’nun için doğru, yalan fark etmezdi. Kafasına yerleştirilen slogan “türbanın iptalinin, ekonomik krize neden olduğuydu.” Demek ki yarın çoluk çocuğuna ekmek götüremez olursa, bunun tek “gerçek” nedeni Anayasa Mahkemesiydi.

Şimdi, bu adama kardeşim, bak Fransa’da da, İngiltere’de de türbanın kamu kurumlarına girişi yasaklandı, oralarda niçin bir ekonomik kriz olmadı, desen, adam seni iplemez. İnanmış çünkü. Kafasında tek doğru var.

Avrupa Birliği’ne girmemiz için Kopenhag Kriterleri’ni Anayasa Mahkemesi mi uyguluyor?

Türkiye’yi sömürge durumuna düşüren ekonomik, siyasal, hukuki anlaşmaları tek yanlı olarak Anayasa Mahkemesi mi imzaladı?

Bankaların, iletişimin, ulaşımın, enerjinin, doğal kaynakların sadece 2 yıllık karı fiyatına yabancı sermayeye satılarak, devletin iyi-kötü elde ettiği gelirleri Anayasa Mahkemesi mi iç etti?

Nerede son iki yıllık özelleştirmelerden elde edilen 25 milyar dolar? Anayasa Mahkemesinin kasasında da, bizim haberimiz mi yok?

Atatürkçüler Avrupa Birliği ile eşit ölçülerde, eşit haklarda katılımı savunurken, daha tam üyelik müzakereleri başlamadan tam bir sömürge anlaşması olan Gümrük Birliği anlaşmasını Yargıçlar mı imzaladı?

Atatürkçüler tam bağımsızlık, tüm vatandaşları kucaklayan sosyal devlet diye yırtınırken, yıllardır devam eden tarım destekleme politikalarını Yunan, Alman, İtalyan çiftçisi lehine Atatürkçüler mi çevirdi?

Siz neden bahsediyorsunuz hemşehrim? Avrupa Birliği ile müzakereleri yürüten Dışişleri Bakanımızın yapacağı konuşma öncesinde Avrupa Birliği Parlamento salonuna Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı Gülabi Dere’yi rahmetli dedem mi soktu? Aynı gün Dışişleri Bakanımız görüşmeleri askıya alıp da, uçağa atlayıp Türkiye’ye mi döndü?

Yabancı sermaye giriyor diye göbek atıp, yabancı sermayenin yurt dışına çıkarmaya başladığı euroları, dolarları Türkiye ekonomisi yükselişe geçti diye kamuoyuna açıklayanlar Anayasa Mahkemesi raportörü mü?

Diye soru sorsan adam anlamaz. İzanı yetmez.
Gerçi, güldürmeyin, adamı… Bu kafada olanlara Profesör Erol Manisalı’yı da getirip anlattırsan nafile. Adamın kafası yoğun bir propaganda bombardımanı altında.

Açlığın, sefaletin, krizin tek sebebi artık Anayasa Mahkemesi!...

Ülkeyi yabancılara peşkeş çekenler Atatürkçüler!...

Eskiden Cumhuriyetin kurucularına bir minnet duygusu vardı. Bize haysiyetimizi geri kazandıranlara, onurumuzu dimdik ayakta tutanlara, bizi bu yurdu hediye edenlere şükran borcumuz vardı. Daha ödeyemeden, ihanet odakları bunlara saldırmaya başladı.

Bekleyelim bakalım. Esas Temmuz ayında gelecek olan ekonomik krizin faturasını kime çıkaracaklar? Ben şimdiden söyleyeyim adres belli: Anayasa Mahkemesi…

Sinirlendim. Programın tamamını dinlemeden, radyoyu kapattım. Ekonomik krizin faturasını Atatürkçülere ve Anayasa Mahkemesine çıkarmaya çalışan angut için ağzımdan tek kelime çıktı.

Yuh be öküz….



(Yazılarımıza kısa bir süre ara vermiştik. Gerçekten de vaktimiz yoktu. Hele hele bir günde iki yazı yazacak durumda değildik. Ne yapalım?.. Kusura bakmayın ama öküzün teki cüret edip Atatürk’e saldırırsa kendimi tutamadım. Birkaç gün yazı yazmayıp, sinirimin yatışmasını bekleyeceğim.)


Sedat Onar

Hiç yorum yok: