Zincirlikuyu Mezarlığı giriş takında büyük harflerle yazılmış “Her canlı ölümü tadacaktır” ayeti yoldan geçen herkesin ayaklarını yerden kesip, kafa tasına balyoz gibi iner. Özellikle mezarlığa ziyaret veya cenaze merasimi nedeniyle geleni daha da çarpar. En metaryalist adamın bile vay be eninde sonunda biz de nalları dikeceğiz diye düşünmesine yol açar.
Diyarbakır’da kendilerine Demokrasi Platformu adını veren; her ne hikmetse PKK’nın silahlı eylemlerine gık çıkarmayıp, demokrasi mücadelesi gören; Ordumuzun PKK’ya şamar vurmasını da demokrasiye aykırı görüp, kınayan bu platform 1 Mart günü Diyarbakır Orduevi önünde gösteri yapmış. Ama ne gösteri... Başta platform üyeleri olmak üzere basın açıklamasına katılan kim varsa, ki bunlardan büyük bir bölümü çocukmuş, hepsi üzerlerine kefen giyerek Kuzey Irak’a yapılan operasyonları protesto etmişler!.
Ben böyle renkli gösterilere bayılırım...
Bir zamanlar da İstanbul’da gay ve lezbiyenler renkli kılıklarla benzer protesto gösterileri yapıp, polisin Beyoğlu ve Cihangir’de yaptığı kara harekatını protesto etmişlerdi. Aynı şekilde mezarda emekliliği protesto eden memurların Ankara’daki eylemi böyle eğlenceli geçmişti. Ben de : “Ya ülkemizde ne renkli tipler var. Hiç olmazsa kavgasız gürültüsüz eylem yapıp seslerini daha güzel duyuruyorlar” demiştim.
Ama Diyarbakır’daki eylemde aksesuarlarda eksiklikler hemen göze çarpıyor. Madem ölen teröristleri betimlemek istiyorsun, sadece kefen olayın kurgusunun eksik kalmasına yol açar. Mümkünse kefen giyen arkadaşların eline birer kalaşnikof oyuncağı, her 10 kefenliden birine RPG-7 roketatar modeli vereceksin ki anlatmak istediğinden millet bir şeyler anlasın. Ayrıca basın açıklamasının yeri de uygun değil. Zap kampını çağrıştırsın diye basın açıklamasını da Dicle Nehri kenarında yapıp, hafif tümsek bir yere de PKK uçaksavarlarını andıran kalın su borularından bataryalar koyarsan efekt dalında Oskar’ı bile alırsın.
Ben bu eksikliklere rağmen protestoyu beğendim. Hele kefen giyen bir vatandaş vardı, görecektiniz. Ufacık suratında palamut balığı gibi duran bıyıkları ile sessiz sinema dönemindeki Buster Keaton’un bıyıksız halini andırıyordu. Adamı kenara çekip röporaj yapmaya kalksan ve “Kardeşim sen ne halt yiyorsun? Bu yaptığınla neyi anlatmak istiyorsun? diye sorsan, inanın gak guk demekten başka ağzından laf alamazsınız.
Ölüm olayını Meksikalılar o kadar fazla kutsamış ve seramoni haline getirmişlerdir ki, her sene “Dia de los muertos” yani “Ölüler Günü” adı altında çeşitli törenler düzenlerler. Törenleri en ince ayrıntıyı atlamadan müthiş bir hazırlık süreci sonunda yapılır. Ne yapalım, bu tip atraksiyonları bile layıkıyla yapamıyoruz! Hazırlıklar her zaman eksik...
Diyarbakır’da bir de Amerikalı yönetmen John Carpenter eksikti. Malumunuz bu ölüler günü meselesini sinemaya en iyi aktaran ve aşağı yukarı her filminde bundan bahseden John Carpenter’dir. O’da hazır olsaydı, arkadaşların kefenli protestosu daha anlamlı olur ve uluslar arası hale gelebilirdi.
Ayrıca mizansene mezara girme olayını da eklemelerinde fayda var. Mümkünse benim gördüğüm posbıyıklı arkadaşı bu rolde kullanabilirler. Yeterki mezarı sembolize eden eski bir buzdolabı bulunur ve bu arkadaş içine yatırılarak üzerine temsili dokuz tahta çakılır, olur biter.
Bir de anlayamadığım bizim kara operasyonu 21 Şubat’ta başladı, ama arkadaşlar bu ölüler günü kutlamasını niçin 1 Mart’ta yapıyorlar? İlk sene olduğu için aceleye gelmiştir. Önümüzdeki yıl hem “geleneksel” hale getirirler, hem de kendileri için anlamı olan bir günde kutlama yapmış olurlar. Yeter ki azgınlık yapmadan bu tarz mizansenlerle kutlamaya devam etsinler.
Tek bir sıkıntı kalıyor. O da bizim Silahlı Kuvvetler bundan sonra devamlı bu kamplara vurursa ve her seferinde de bu kadar terörist temizlenirse ölüler günü kutlamaları senenin bütün günlerine yayılır. Al başına o zaman belayı...
Önemli bir detayı unutuyorduk. Dinimize göre ölü kefenlenmeden önce abdest aldırılır ve ardından birkaç paket pamukla ölünün akıntılarını önlemek için pamuk tıkanır. Ancak bu detayı da Silahlı Kuvvetlerimizin Kuzey Irak’ta unuttuğunu sanmıyorum...
Sedat Onar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder