8.09.2008

Bu Ülke Türkler İstemedikçe Bölünmez

Yıllardır terörist saldırıları ve ihanet haberlerini o kadar kanıksadık ki, adeta günlük yaşamımızın bir parçası oldu. Bu haberleri neredeyse gazetelerin 3ncü sayfalarında yer alan adi cinayet ve tecavüz vakaları gibi görmeye başladık.

Kime sorsan: “Aman camın, adamlara önem verdiğimiz zannedilir, kendilerini olduklarından güçlü hissederler” şeklinde cevap aldığımda düşünmeden edemiyorum. ABD’de, El-Kaide örgütü ile ilişkisi olsun olmasın sadece Arap veya Ortadoğulu olduğu için herhangi bir kimsenin evine operasyon düzenlenmesi bile baş haber oluyor, televizyonlar canlı yayına geçiyor, şok haber anonsları yapılıyor, gazetelerde yorumlardan geçilmiyor. Niye onlarda buna önem veriliyor da bizde önem verilmiyor?

Bunu altında ne yatıyor biliyor musunuz? Türk-Kürt kardeşliği...

Yıllardır PKK’nın ve işbirlikçilerinin bozmayı başaramadığı bu kardeşlik...

Nerede olursa olsun, bin yıl aynı topraklar üzerinde yaşamanın insanlara verdiği aidiyet duygusu... Kim milli takımda hangi oyuncu Türk kökenli, hangisi Kürt kökenli diye soruyor? Öz be öz Brezilyalı Mehmet Aurelio, su katılmamış Etyopya’lı atletimiz Elvan Abeygellesse artık bizden değil mi? İbrahim Tatlıses’in Kürt olup olmaması kimin umurunda “bir tek dileğim var mutlu ol yeter”i dinlerken?

O zaman sorun Kürtlerle değil. Kürtçülükle... Ayrılmayı ayrışmayı hedef haline getiren, ihaneti sanat olarak kabul eden bu tiplerle...Bu nedenle kimse herhangi bir terör olayını Türk-Kürt ayrışması için kullanmıyor. Bu tarz düşünenlerin bu ülkedeki oyu %6,5’u geçmedi. Geçemez de... Bu %6,5’luk kitlenin de bizi bölmeye, topraklarımızdan bir kısmını koparmaya gücü yetmez.

24 yıllık PKK teröründe bunu gördük ve yaşadık. Bu dönemde bile sevelim veya sevmeyelim kendini Kürt kökenli gören Turgut ÖZAL hepimizin Cumhurbaşkanı değil miydi?

O zaman tehlike nedir? Yıllardır terörün verdiği acılara dayanan, kırılan gururunu kimseye hissettirmeyen Türklerin devamlı “Şehitler ölmez, Vatan bölünmez” sloganından vazgeçmesidir... Artık yeter ne olacaksa olsun, ayrılacaksak ayrılalım demesidir. İş bu raddeye geldi mi tehlike var demektir. Yıllardır PKK’nın silahıyla yapamadığını Türklerin kendi istekleri ile yapmasıdır. O zaman Bitlisli kapı komşumuz, alışveriş yaptığımız Mardinli esnaf, evimizin sıvasını yapan Diyarbakırlı usta, okuldaki sıra Ağrılı arkadaşımız, Siirtli kan kardeşimiz kadar bizler içinde tehlike var demektir.

Ya Türk-Kürt evliliklerinden doğan insanlar ne olacak? Bunları hangi kategoriye sokacağız? Bunlar da kendilerini hangi tarafta hissediyorlarsa oraya mı gidecek?

Bakınız... Bu ülkede ırkçılığa dayalı bir Türkçülük yoktur. Olsaydı, kökeni Çerkez, Adıge, Abaza, Laz, Türkmen, Yörük, Arap vb. olan insanlar kendilerini Türk olarak hissederler miydi? Hiçbir yerde bu kökenden gelen insanların kökenlerini vurgulayan, Türklüklerinin önüne çıkaran bir duruma şahit oldunuz mu? Olamazsınız. Türklük birleştirici, bütünleştirici, bizi birbirimize bağlayan en güçlü rabıta... Bu kökenden gelen insanların “biz falanca dilin, filanca lisanın resmi dil veya seçmeli dil olmasını istiyoruz”dediğini duydunuz mu? Belki aşırı uç, marjinal birkaç kişinin bu tip talepleri olabilir. Ama ekseriyet sahiplendiği kimlikten memnun ve bu kimliğe sahip çıkıyor. Millet olabilmenin en önemli göstergesi budur.

Bu gruplardan hiç birisi yoksulluğunu, etnik kökenini, kültürel farklılıklarını bahane ederek bir eylemde bulunduğunu gördünüz mü? Hangi Çerkez kökenli insanımız eline silahı alıp Sakarya Dağlarına, hangi Abaza kökenli insanımız Bolu dağlarına, hangi Laz kökenli insanımız Trabzon dağlarına, hangi Türkmen kökenli insanımız Malatya dağlarına, hangi Arap kökenli insanımız Hatay dağlarına, hangi Gürcü kökenli insanımız Artvin dağlarına çıkmıştır? Bulamazsınız. Bilakis, devletine, askerine kurşun sıkanın karşısında kale duvarı gibi dimdik durmuştur.

O zaman Kürt kökenli insanlarımız da durmasını bilecektir. Ya Hakk’ın yanında ya da şeytanın yanında olacaksın. Bölge insanımız elinde silah devletinin yanında yer alan doğu ve güneydoğulu korucularımızı karalamayacak, onları sahiplenecektir. Bölücü terör örgütünün propagandalarına kanıp çocuklarını sokaklara salıp devletin askerine, polisine kurşun sıktırmayacak, taş attırmayacaktır.

Bir arada yaşamanın asgari şartları bunlardır. Elinde silahla gezene hoşgörü olamaz. Bilelim ki bu millet çok daha ağır ve kuşatılmış durumdayken bile buna pabuç bırakmadı. Yine bırakmayacak. Kimse merak etmesin. Yanlış tarafta yer alan varsa, hesabını iyi yapsın.

Zira “vatan bölünmez” diyen milletimiz; “bırakalım kendi hallerine, ne halleri varsa görsünler demeye başladı mı geriye dönüş olmaz. Birlikte yaşayacaksak aynı değer yargılarını paylaşmak zorundayız.

Bu ülkede İrlandalıya, Hollandalıya, İngiliz’e, Alman’a, Rus’a ev-arazi satıp komşu oluyoruz da, binlerce yıldır aynı ailenin bir parçası olan insanlar niye bir arada yaşamaya devam etmesin?

Ben bir arada yaşamamız gerektiğini savunuyorum. Kim ne derse desin, Şırnak hala bizim yurdumuz, Mardin hala bizim vatanımız. Bilelim ki Midyat Metropoliti Samuel Aktaş’da, Bingöl’ün Genç İlçesinin Sarı köyündeki Ramazan amcada, Hakkari’nin Çukurca’sındaki bakkal İsmail’de en az bizim kadar PKK’ya düşman, bu ülkeye sevdalı...

Hazreti Peygamberimizin hadisi gibi:”...yıkmaktan viraneler, yapmaktan mamureler meydana gelir.”

Yeter ki aynı cephede aynı düşmana karşı dik duralım. ,“....işitin yukarıda gök basmasa, aşağıda yer delinmese Türk milleti ülkeni, töreni kim bozar?"


Sedat Onar

Hiç yorum yok: