At izi, it izine karıştı…
Kimin ne halt yediğini kestiremez olduk. Kısa vadeli olayların değişimindeki sürat, her kafadan ayrı bir ses çıkması, her iktidar grubunun elindeki belgeleri doğru-yalan ayrımı yapmadan kişisel hırslarına göre medyaya servis etmesinden dolayı millet kime inanacağını şaşırdı. Daha düne kadar ordusuna laf söyletmeyen insanımızın kafasında ordusuna karşı tereddütler oluşmaya başladı. İtibar erozyonu, haysiyet depremi, iftira kasırgası aldı başını gidiyor…
Herkesin itibar ettiği köşe yazarları zaten 20 yıl önce dediklerini, 10 yıl önce inkar etmişlerdi; 5 yıl önce söylediklerini de dünden itibaren inkara başladılar. Seviyesizlik yer altına düşmüş, çapsızlık nokta gibi…
Biri, Jandarma gibi yıllardır terörle mücadelede başı dimdik bir teşkilatın en üst düzey Komutanlığını yapmış; diğeri Ege Ordusu gibi NATO’dan bağımsız tek Ordumuzun ile 1nci Ordu gibi en güçlü ve en büyük Ordumuzu yıllarca yönetmiş iki eski Orgeneralimizin göz altına alınması, Yunanlılardan fazla içimizdeki muhalefeti sevindirdi. Nihayet muratlarına erdiler.
Dokunulmaz zannedilen aslında benim veya sizin gibi etten kemikten birer insanlar olan, ama liyakat, sadakat, feragat, fedakarlık, bilgi ve tecrübe gibi herkeste bir arada olmayan özellikleri bünyelerinde bulundurdukları için Türk Ordusunda en üst düzeye çıkma başarısı gösteren iki Komutanımızın göz altına alınması, içimizde Türk’e ve Türk olan her şeye düşman olma özelliği taşıyan bazı insancıkları hayatlarında tatmadıkları bir zevki yaşattı.
Daha önceden de dediğim gibi; bunlar asıl zevki 30 Ağustos’da Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olarak ayrılacak bazı üst düzey Komutanlarımızın gözaltına alınması ile yaşamak istiyorlar.
Darbe ile ilgili ilk bilgilerin kaynağını teşkil eden, her nasılsa kendi de darbe hakkında bilgi sahibi olduğu iddia edilen Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek bu gözaltılar listesinde yok. Aynı şekilde darbe planlarından haberi olduğu iddia edilen Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman ile Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına da listede yok.
O zaman mesele darbe değil. Zaten darbe olsa herhalde emekli iki binbaşı veya başçavuşla darbe yapacak halleri de yok. Bunca yıldır Ergenekon operasyonu adı altında yapılan operasyonlarda tutuklanan topu topu 49 kişi var. Bunlar bırakın darbe yapmayı, kapılarının önünde PKK’lılar eylem yapsa ellerinde bunlara karşı koyacakları doğru dürüst mantar tabancası bile yok. Pardon, Ümraniye’de ele geçirilen 27 el bombası hariç. O el bombalarının da kime ait olduğunu iddianame açıklanınca göreceğiz. Gerçi iddianame de Guinness rekorlar kitabına girecek kadar büyük. İddialara göre sadece iddianamesi 2500 sayfa olacakmış, ekleriyle birlikte ne kadar olacağını, varın siz düşünün.
Beni asıl düşündüren bu kadar büyük bir iddianameye herhalde dünyanın bütün suçları sığar. PKK’nın 24 yıllık eylem sürecinde binlerce eylem yaptığı, binlerce silah yakalattığı, binlerce insanı öldürdüğü göz önüne alındığında tüm PKK suçları 129 sayfalık iddianameye sığarken, bu Ergenekon nasıl bir şeymiş de 2500 sayfalık iddianame hazırlanmış?
Duruşmalar başladığında iddianame okunmaya başlarsa, sadece iddianame okunması bir ayı bulur. Bunun yanında iddianamenin sonuna gelindiğinde, zaten baş sayfalarda hangi iddialar var, okuyan bile unutur.
Şimdilik basına sızan haberlere göre: iddianamede, Uğur Mumcu suikastından tutun da, Bahriye Üçok suikastına, Gazi Mahallesi olaylarından, Çorum- Maraş olaylarına kadar Cumhuriyet tarihindeki bütün suikast ve terör olaylarını Ergenekon’un yaptığına dair iddialar varmış… Bir tek Dağlıca Baskını ile Keneddy suikasti eksikmiş… Hayırlısı.
Benim bir tek kafamın almadığı, bizzat çok iyi incelediğim ve iddianamesini okuduğum, Sivas’daki Madımak Oteli Katliamının da Ergenekoncular tarafından yapıldığının iddia edilmesi. Öyle tırı vırı biri tarafından değil. Anlı şanlı bir profesör tarafından söyleniyor olması.
Evvelki günkü Zaman Gazetesi’nde eski Tüm Öğrenim Üyeleri Derneği Başkanı Prof.Dr. Tahir Hatipoğlu’na dayanılarak hazırlanmış bir haber vardı. Haberde Hatipoğlu, güya eski bir rektör yardımcısından dinlediği bir iddiayı gerçekmiş gibi ve kalben inanmış olarak dile getiriyor. Diyor ki: “Eski bir rektör yardımcısı arkadaşım bir konuşmamızda bana, Madımak katliamının arka planında MİT varmış, hatta iki MİT mensubu yangında yanarak ölmüş.”
Hatipoğlu son düzlüğe girmiş yarış atının süratiyle devam ediyor: Ergenekon yapılanmasına baktığında olayın derin devlet işi olduğunu düşündüm. Bu olayı derin devlet dincilerin üzerine yıkmak için yaptığını anladım.”
Atma Recep din kardeşiz!. Hocam, bilmiyorsan internet ortamından iddianameyi ve sanıkların itiraflarını bularak, bir oku. Katillerin profillerini bir incele.
MİT elemanı olarak Muhlis Akarsu’yu mu, Asım Bezirci’yi mi, Hasret Gültekin'i mi uygun görüyorsun, bize söyle de bilelim…
İşin daha da ilginci, Zaman Gazetesi’nde Madımak olayını Ergenekoncuların yaptığına dair imalarda bulunduğu bir kampanya başlatıldı. Evvelki günkü sayısında Ümit Aksoy’un “Aleviler katilleri yanlış yerde arıyor”, bir sonraki günkü sayısında Mehmet Kamış’ın “Madımak, Başbağlar ya da Ergenekon Çetesi” başlıklı makaleleri bunu açıkça vurguluyor. İnsafınız kurusun. Bari bu olayla ilgili Madımak Katliamından kurtulan insanların gazetelerde yayınlanan boy boy beyanatlarını da mı okumadınız?
Her makalemizde diyoruz. “Valla, söyleyecek sözümüz yok” hatta bu konuda hiçbir “fikrimiz yok”…
Yakında Ruanda’da ki Hutu-Tutsi çatışmasını da Ergenekoncular çıkardı derlerse şaşırmam… Bilgi kirliliğinde bütün bunları görecekmişiz… Bir an evvel şu iddianame yayınlansa da okumaya başlasak. Bu kadar iş arasında herhalde bir 3 ayda okuruz. O dönemde de yazılara bir güzel ara veririz…
Sedat Onar
8.09.2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder